BÜYÜKADA DA FAYTONA BİNMEM BEN!

Prenses adaları, İstanbul’un yanı başında, İstanbullu için karmaşa, gürültü ve trafikten kaçış noktası. Zaman zaman bende ailemle günübirlik ya da birkaç günlüğüne Büyükada’ya gider gündüz denize girer, gezer akşamları arkadaşlarla rakı ve balığın eşlik ettiği doyumsuz muhabbet sofralarında günü bitiririz.
Yaz olsun kış olsun adaya her gittiğimde daima uğradığım bir yer var; Fayton Meydanı ya da diğer adıyla ” At Meydanı”. Burası daima içimi burkar!  

Her daim sıra bekleyen at arabalarıyla doludur. Bilmem siz gittiniz mi? Mutlaka yolunuz düşmüştür. Ama ben buraya faytona binmek için birkaç dakikalığına uğramam BÜYÜKADA DA FAYTONA DA BİNMEM BEN!
Önce meydana bakan yüksek bir yere çıkar bir müddet seyrederim aşağıdaki yorgun yüzleri. Hayatları boyunca araba çekmiş kötü davranılmış olan bu yaşlı, yorgun bacaklar hasta vücutlar ve ne gariptir ki yine hayatları onlara bağlı insanlar. Hakça bir paylaşım değildir bu; insanın kendi için başka bir canlıyı sonuna kadar sömürmesidir. Kötü yaşam koşulları altında doğumundan ölümüne kadar araba çeker bu atlar. 







Sonra aşağı iner sıkışık ama belli bir düzen de bekleyen arabalar arasında gezerim. Atlara da sürücülere de yakın olduğum andır bu. Atlar dile gelip dertlerini anlatamazlar ama anlarsınız bakışlarından, görünüşlerinden acılarını. Zayıftırlar, yara bere içindedirler. Esarettir bu ömür boyu, acı dolu, kürek mahkûmu misali. 

Sürücüler de dertlidir araba sayısından, kışın az iş olmasından ve tabiî ki paradan. Sonsuzmuş gibi gelen uzun beklemeleri, meydanı çevreleyen kahvelerde veya  arabalarında kah uyuyarak, kah konuşarak ya da tartışarak geçiririler. Benim için anlamak çok zor, neden değer vermezler ekmek teknelerine, yeterince bakmaz, döver, söverler? Terk ederler ormana, hastalanınca, yaşlanınca, gözden uzak ölsün diye. 









Türlü türlü insan gelir geçer, yerlisi-yabancısı, genci-yaşlısı, bakmaz, aldırmaz, görmez.  Biner faytona gezer, hatta ucuz olsun diye kalabalık tek bir arabaya. Bitkin bacakları daha hızlı koşturmak için sırtında patlayan kamçının acı sesini, atların sessiz çığlığını duymaz hiç kimse. Nal, tekerlek sesleri ve kahkahalar arasında kaybolur gider. BÜYÜKADA DA FAYTONA BİNMEM BEN .

Siz binerken bir dahaki sefere ya da önünüzden geçerken süratle hayalet misali daha dikkatli bakın, fark edin onları. Parlak renkleri faytonların cezp etmesin sizleri. Bir kez daha düşünün binerken.







+++
Yanlış anlaşılmasın ne faytona ne de faytoncuya karşı değilim. AMA FAYTONA BİNMEM BEN .

Söylendiğine gore; Fayton, Adalıların zorunlu haller dışında pek kullanmadığı, ancak yazlıkçıların ve turistlerin başvurduğu bir taşıma aracı. Hem çok pahalı, hem de yürümek çok daha zevkli. Alternatif olarak bisiklet de var.
Hiçbir adalı faytoncuların atlara yaptığı muameleden memnun değil. Faytoncuların büyük bölümü, yaz aylarında aşırı zorladıkları atları kışın aç biilaç sokaklara salıyor. Serbest gezen hayvanlar, çöplerden beslenmek zorunda kalıyor hatta plastik yedikleri için ölüyor!

Faytonların kaldırılması ve yerine akülü fayton diye bir icat getirilmesi de doğru değil bence. Bunun da gerçek faytonun yerini tutacağını sanmam. Avrupa da nice örnekleri var, oradaki temiz, bakımlı ve sağlıklı atlara bakmaya doyamazsınız.. Atlara yapılan bu zulüm ağır cezalar kesilerek, denetimler arttırılarak ve at sahipleri bilinçlendirilerek engellenebilir diye düşünüyorum. 

Belki o zaman mı?

YOK, BEN YİNE DE BİNMEM!!   (Nisan 2013)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder